İddia
İslamcı ve milliyetçi çevrelerde, Ayasofya’nın 1934’te müzeye dönüştürülmesi çoğu zaman şöyle anlatılır:
- Ayasofya, İstanbul’un fethinin ve İslam’ın zaferinin sembolüdür; cami statüsünden çıkarılması, “fetih ruhuna ve ümmete atılmış hançer”dir.
- Atatürk ve Cumhuriyet kadroları, Batı’ya şirin görünmek için, Lozan’da ya da başka platformlarda verdikleri söz gereği Ayasofya’yı müzeye çevirmiş; böylece İslam dünyasına ihanet etmiştir.
- Kararın altında Atatürk imzası “şaibeli”dir; bu da işi perde arkasında yürütülen karanlık bir pazarlık olarak gösterir.
- Ayasofya’nın müze yapılması, “İslam’ın Türkiye’deki geri çekilişinin” sembolü sayılır; camiye dönüştürülmesi ise “İslam dünyasının zincirlerinin kırılması” olarak sunulur.
Bu çerçevede Atatürk, özellikle Ayasofya üzerinden “fetih mirasına ihanet eden lider” olarak damgalanmaya çalışılır.
Kısa Cevap
Ayasofya’nın tarihi, 1934 kararının hukukî metni ve dönemin iç–dış siyaset bağlamı birlikte okunduğunda tablo kabaca şöyledir:
- Ayasofya, tarihi boyunca birkaç kez statü değiştirmiş; Bizans döneminde kilise, 1453’ten sonra cami, 1935’ten 2020’ye kadar müze, 2020’den itibaren yeniden cami olmuştur.
- 1934’te Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesi, 24 Kasım 1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yapılmış idari bir tasarruftur; yapı 1935’te müze olarak açılmıştır.
- Kararın gerekçeleri arasında; Ayasofya’nın benzersiz mimarî ve tarihî değeri, mozaiklerin ortaya çıkarılması, yapının “insanlığın ortak kültür mirası” olarak düzenlenmesi ve dönemin blok/pakt siyasetinde barışçı, seküler bir vitrin kurulması yer alır.
- İslam dünyasında karara tepki veren yayınlar olmuştur; fakat 1930’ların sömürge ve manda koşullarında bu tepki sınırlı ve dağınık kalmıştır. Bugün yaygın olan “ihanet” söylemi, daha çok 1950 sonrası İslamcı–milliyetçi siyasal dilin ürünüdür.
- 2020’de Danıştay 10. Dairesi, 1934 tarihli kararı vakıf hukuku gerekçesiyle iptal etmiş, ardından Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Ayasofya yeniden cami olarak ibadete açılmıştır. Bu, 1934 kararının hukuken tartışmalı olduğu iddiasını güçlendirebilir; ama otomatik olarak “İslam dünyasına ihanet” sonucuna götürmez.
Kısacası: Ayasofya kararı, tartışılmayacak bir “dahi hamlesi” olmadığı gibi, basitçe “ümmete ihanet” diye damgalanacak bir komplo da değildir. Seküler ulus-devlet inşasının, diplomasi ve kültür politikalarıyla birleştiği karmaşık bir tercihtir.
Ayrıntılı İnceleme
1. Ayasofya: kilise, cami, müze, cami
Ayasofya, 6. yüzyılda Bizans imparatoru Jüstinyen tarafından kilise olarak inşa edilmiş, 1453’te İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesiyle camiye çevrilmiştir.
Yapı:
- yaklaşık dokuz asır kilise,
- yaklaşık beş asır cami,
- 1935–2020 arasında müze,
- 2020’den beri yeniden cami
statüleriyle yaşamıştır.
Yani Ayasofya’nın statüsü, her dönemde o dönemin siyasi ve dini iktidarının tercihleriyle yeniden tanımlanmıştır. 1934 kararı da bu uzun dönüşüm zincirinin bir halkasıdır.
2. 1934 müze kararı nasıl alındı?
Arşiv ve akademik çalışmalar, Ayasofya’nın fiilen 1931’de ibadete kapatıldığını; onarım ve mozaiklerin ortaya çıkarılması için çalışmalar başlatıldığını gösteriyor.
Süreç şöyle özetlenebilir:
- 1930’ların başında, Ayasofya’nın restorasyonu ve müze yapılması için komisyonlar oluşturuldu, çeşitli raporlar hazırlandı.
- Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1934 tarihli tezkeresinde, İstanbul’daki Ayasofya Camii’nin “tarihi vaziyeti itibarıyla müzeye çevrilmesinin bütün Şark âlemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı” ifadesi yer aldı.
- 24 Kasım 1934 tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya resmen müze statüsüne geçirildi; yapı 1935’te müze olarak açıldı.
2020’de Danıştay 10. Dairesi bu kararı, Fatih Vakfı’nın şartlarıyla bağdaşmadığı ve vakıf malının idari kararla statü değiştirilemeyeceği gerekçesiyle iptal etti.
Bazı yazılarda karardaki Atatürk imzasının sahte olduğu ileri sürülse de, bu iddia şimdiye kadar resmî makamlar veya bağımsız bir bilirkişi raporu tarafından doğrulanmış değildir; daha çok siyasi polemik düzeyinde kalmaktadır.
3. Atatürk neyi hedefliyordu?
Ayasofya’nın müze yapılmasına dair yorumlar iki ana hatta toplanır:
- Bir kısım, kararı sekülerleşme ve barışçıl sembol üretimi olarak okur: Dinî çekişmeye konu olmuş bir mabedin müze yapılması, onu herhangi bir dinin tekelinden çıkarıp “insanlığın ortak mirası” hâline getirme girişimidir.
- Diğer bir kısım ise, kararı “Batı’ya yaranma, Lozan’da verilen sözlerin gereği, fethin ruhuna ihanet” olarak niteler.
Lozan’da Ayasofya’yı müze yapma taahhüdü verildiğine dair herhangi bir resmî belge, tutanak veya sözleşme maddesi bulunmamaktadır; bu, kaynak gösterilemeyen yaygın bir şehir efsanesidir.
Atatürk’ün genel modernleşme programına bakan tarihçiler, Ayasofya kararını:
- laik ulus-devlet inşası,
- Osmanlı–İslam sembollerinin bir kısmından mesafe alma,
- Türkiye’yi “barışçı ve kültürel bir aktör” olarak gösterme isteği
ile birlikte yorumlar. Yani burada “Batı’ya tapınma”dan çok, yeni rejimin kendini dünyaya nasıl göstermek istediği meselesi vardır.
4. İslam dünyasının tepkileri ve “ihanet” söyleminin tarihçesi
Dergipark’ta yayımlanan çalışmalar, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinin İslam dünyasında tamamen tepkisiz kalmadığını; örneğin Mısır’da çıkan el-Risale gibi mecmualarda olumsuz yankılar bulunduğunu gösteriyor.
Ancak:
- 1930’lar, birçok Müslüman coğrafyanın sömürge veya manda altında olduğu, iletişim ve örgütlenmenin bugünkü kadar yaygın olmadığı yıllardır.
- Karara karşı geniş çaplı, örgütlü bir pan-İslamî kampanya veya devletler arası kriz yaşandığına dair veri yoktur.
- Müslüman dünya içinde de görüşler bölünmüştür; bazı metinlerde müze kararının, “Hıristiyan–Müslüman kavgasını yumuşatabilecek, ilme hizmet edecek” bir adım olabileceği yorumları yapılmıştır.
Bugün sık duyduğumuz “Ayasofya zincir vurulmuş ümmetin sembolüydü, müze yapılması misak-ı dinî’ye ihanetti” tarzı söylemler ise esas olarak 1960’lardan itibaren gelişen İslamcı ideoloji ve Soğuk Savaş sonrası kimlik siyasetinin ürünüdür.
Yani “ihanet” kavramı, 1934’te değil, daha çok sonradan inşa edilmiş siyasal bir hafızanın dilidir.
5. Vakıf hukuku, 2020 kararı ve geriye dönük ithamlar
2020’de Danıştay 10. Dairesi, Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi uyarınca Ayasofya’nın cami niteliğinin idari kararla değiştirilemeyeceğine hükmederek 1934 kararını iptal etti.
Bu karar, vakıf hukukuna göre şu argümana dayanır:
- Vakıf malı, kurucunun şartlarına aykırı kullanılamaz;
- Hagia Sophia, Fatih’in vakfiyesinde cami olarak kaydedildiği için, idare bunu müzeye çeviremez.
Dolayısıyla Danıştay, 1934 kararını hukuka aykırı bulmuştur; bu, hukuk tekniği açısından tartışılabilir ama sonuçta verilmiş bir yargı hükmüdür.
Buradan hareketle “bakın, hukuka aykırıymış, demek ki ihanetmiş” demek, hukuki bir tespit ile ahlaki–siyasal yaftalamayı birbirine karıştırmak olur. Aynı veriden:
- “1934 kararı vakıf hukuku bakımından problemliydi” sonucu çıkabilir,
- ama “Atatürk İslam dünyasına ihanet etti” sonucu otomatik olarak çıkmaz.
6. Sonuç: İhanet mi, tartışmalı bir tercih mi?
Toparlarsak:
- Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi, İslâm dünyasında hiçbir rahatsızlık doğurmamış masum bir adım değildi; tepkiler olmuş, sembolik anlamı tartışılmıştır.
- Buna karşılık, kararın alındığı dönemde bugünkü gibi örgütlü “ümmet çapında isyan” veya geniş devletler arası krizlerden söz etmek de güçtür.
- 1934 kararı, seküler bir ulus-devletin; tarihte hem kilise hem cami olmuş bir yapıyı “dinlerüstü bir kültür abidesi” hâline getirme denemesidir. Bu tercih eleştirilebilir, hatalı bulunabilir; ama tek kelimeyle “ihanet” diye damgalanması, tarihsel bağlamı ve belgeleri görmezden gelir.
- 2020’de Ayasofya’nın yeniden cami yapılması, başka bir siyasal dönemin, başka bir öncelik setinin ürünüdür; bu dönüşüm, 1934 kararını otomatik olarak “ümmete ihanet”, Atatürk’ü de “İslam düşmanı” ilan etmez.
Bu sayfanın önerdiği okuma şudur: Ayasofya tartışmasını, sloganların “ihanet/zafer” ikiliğinden çıkarıp; vakıf hukuku, ulus-devlet inşası, semboller ve uluslararası siyaset eksenine oturtmak. Ancak böyle yapıldığında hem fetih mirası hem Cumhuriyet mirası daha sağlıklı tartışılabilir.
Kaynakça ve Önerilen Okumalar
Bu metin hazırlanırken Ayasofya’nın tarihi, 1934 müze kararı, İslam dünyası tepkileri ve 2020’deki yeniden camiye dönüş süreci hakkında hem akademik hem popüler kaynaklardan yararlanılmıştır. Öne çıkan bazı başlıklar:
- “Ayasofya” maddesi (Türkçe ve İngilizce Vikipedi): Yapının kilise–cami–müze–cami statü değişimleri, kronoloji ve temel bilgiler.
- Selahaddin Gök, “Camiden Müzeye Ayasofya’da Yapılan Değişim ve Düzenlemelerin Basındaki Yansımaları”: 1931’de ibadete kapanması, 1934’teki komisyon ve tezkere süreci, İslam dünyasındaki yankılar.
- A. Öztürkci, “Converting Ayasofya into a Museum in the Republican Era” ve benzeri çalışmalar: Ayasofya’nın psikopolitik anlamı, müze kararının iç–dış siyaset bağlamı.
- BCA belgelerine dayalı 1934 blok/pakt siyaseti analizleri (örneğin “Türkiye’nin 1930’lar Blok ve Pakt Politikaları Bağlamında Ayasofya’nın Müze’ye Dönüştürülmesi”): “Bütün Şark âlemini sevindireceği” ibaresi ve diplomatik arka plan.
- Danıştay 10. Dairesi’nin 2020 tarihli kararı ve bu kararı inceleyen hukuk yazıları: vakıf hukuku gerekçesi, 1934 tarihli 2/1589 sayılı kararın iptali.
- EPRS, “Hagia Sophia: Turkey’s secularism under threat?” ve uluslararası hukuk/sekülerlik yazıları: müze statüsünün barış ve ortak miras sembolü olarak görülmesi, 2020 kararının dünya kamuoyundaki yankıları.
- Umut Azak ve benzeri yazarların analizleri: Ayasofya’nın İslamcı söylemde “Kemalist batılılaşmayla hesaplaşmanın son kalesi” olarak kodlanması, “zincirlerin kırılması” metaforu.