İddia

Çeşitli konuşmacılar, videolar ve sosyal medya paylaşımlarında; Cumhuriyet devrimleri ve laiklik politikası “Atatürk’ün İslam’a düşman olduğu, dini hayattan silmek istediği” şeklinde yorumlanmaktadır. Buna göre:

  • Atatürk, Milli Mücadele döneminde dinî duyguları “kullanmış”, iktidarı pekiştirince dine karşı tavır almıştır,
  • Hilafetin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Latin harflerinin kabulü gibi adımların temel amacı İslam’ı tasfiye etmektir,
  • Laiklik ilkesi, bu bakışa göre, “dinsiz bir nesil yetiştirme projesi”nin hukuki aracıdır.

Böylece Atatürk, “İslam’ı ortadan kaldırmak isteyen, dindarlığı takiye olarak kullanmış bir lider” olarak resmedilir. Aşağıda, bu tasvirin tarihî belgelerle ne ölçüde örtüştüğüne bakılacaktır.

Kısa Cevap

Atatürk’ün din politikası, İslam’ı hedef almaktan ziyade, din adına kurulmuş imtiyazları ve hurafe üretimini sınırlamayı amaçlayan bir devlet ve toplum düzeni projesidir. Uygulamalarına bakıldığında:

  • İslam’ı “akla ve bilime son derece uygun bir din” olarak nitelendiren konuşmaları vardır,
  • 1924 Anayasası’nda devletin dininin İslam olduğu hükmü yıllarca yürürlükte kalmıştır,
  • Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılırken din hizmetleri için Diyanet İşleri Reisliği kurulmuştur,
  • Kur’an tefsiri ve meali için Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır gibi isimlere resmî görev ve bütçe verilmiştir,
  • Tekke ve zaviyelerin kapatılması, dinin kendisine değil, din kisvesi altında oluşan başıboş otoritelere yöneltilmiş bir tedbir olarak gerekçelendirilmiştir.

Dolayısıyla Atatürk’ü “İslam’ı yıkmak isteyen din düşmanı” olarak tanımlayan iddia, hem söylev ve demeçlerle, hem de kurduğu kurumlarla çelişmektedir; daha çok, çok sonra üretilmiş bir propaganda şemasıdır.

Ayrıntılı İnceleme

1. Laiklik = din düşmanlığı mı?

İddianın temelinde, laikliği “dinsizlik” olarak okuyan bir anlayış yatar. Bu bakış açısına göre:

  • Din işlerinin devlet işlerinden ayrılması = dinin toplumdan kovulmasıdır,
  • Diyanet gibi kurumsal düzenlemeler bile “kontrol edip yok etme” adımıdır.

Oysa Atatürk’ün laiklik anlayışı; inanç ve ibadet özgürlüğünün korunmasını, devlet otoritesinin belirli bir mezhebin memuru olmamasını ve dinin siyasî çıkar için kullanılmamasını hedefler. Müdahale ettiği alan, inançtan ziyade, din adına kurumsallaşmış güç ilişkileridir.

2. Atatürk’ün İslam’a dair sözleri

Atatürk, çeşitli konuşmalarında İslam’ı akla ve bilime uygun, geri kalmışlığı değil çalışmayı emreden bir din olarak tanımlar. Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ndeki hutbesinde:

  • İslam’ın “asrî olmaya” engel olmadığını,
  • Camilerin sadece ritüel yeri değil, halkın aydınlanacağı mekânlar olması gerektiğini,
  • Minberlerden halkın anlayacağı bir dille konuşulmasını

vurgular. Bu konuşma, savaş sonrası dönemde, yani “maskenin düştüğü” iddia edilen yıllarda yapılmıştır. Dini tümüyle reddeden bir liderin bu vurguları sürdürmesi, iddia ile çelişmektedir.

3. 1924 Anayasası ve “Devletin dini İslam’dır” hükmü

1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 2. maddesinde, açıkça “Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır” hükmü yer alır. Bu hüküm, 1928’de yapılan değişikliğe kadar yürürlüktedir. Yani:

  • Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet, resmen İslam dini ile tanımlanmış,
  • Atatürk, bu hükmü hemen kaldırma yoluna gitmemiştir.

Eğer amaç baştan itibaren İslam’ı tasfiye etmek olsaydı, bu hükmün anayasaya hiç girmemesi veya çok daha erken kaldırılması beklenirdi. 1928 değişikliği, yeni rejimin kademeli laikleşme programının hukuki bir adımıdır; “ani bir din düşmanlığı patlaması” değildir.

4. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nden Diyanet’e

3 Mart 1924 tarihli 429 sayılı kanunla Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılırken, din işlerinin boşluğa bırakılması değil, doğrudan Başvekâlet’e bağlı Diyanet İşleri Reisliğinin kurulması tercih edilmiştir.

Kanun, inanç ve ibadetle ilgili meselelerin bu yeni kurum eliyle yürütüleceğini düzenler. Yani yapılan şey:

  • Dinî hizmetleri devlet güvencesine almak,
  • Farklı tarikat ve cemaatlerin paralel otorite kurmasını engellemek,
  • Dinî yapıları merkezi ve denetlenebilir bir çerçeveye oturtmaktır.

Dini ortadan kaldırmak isteyen bir iktidar, bu kadar erken dönemde din işleri için yeni bir resmî kurum tesis etmek zorunda değildir. Bu tercih, “din düşmanlığından” ziyade, dini düzenleme ve istismarı sınırlama eğilimine işaret eder.

5. Kur’an tefsiri, meal ve dinin anlaşılması

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe açıklamalı tefsir ve meâlinin hazırlanması için resmî bir proje yürütülmüş; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a tefsir, Mehmet Âkif’e meal görevi verilmiştir. Elmalılı’nın Hak Dini Kur’an Dili tefsiri, Diyanet işbirliğiyle yayımlanmıştır.

Bu proje:

  • Kur’an’ın içeriğini halkın doğrudan anlayabileceği bir dile taşıma,
  • Hurafe ve yanlış inanışları metne dönerek ayıklama,
  • Dini, belli bir zümrenin tekelinden çıkarma

amacı taşır. Eğer Atatürk’ün hedefi İslam’ı ortadan kaldırmak olsaydı, Kur’an tefsiri ve meali için yıllar süren bir çalışma ve bütçe desteği vermek, bu hedefle açıkça çelişirdi.

6. Tekke, zaviye ve türbeler: Din mi hedefte, güç odakları mı?

1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu, iddianın en sık gösterilen “delili”dir. Fakat Meclis tartışmalarına ve Atatürk’ün değerlendirmelerine bakıldığında, hedefin doğrudan İslam değil:

  • Devlet otoritesini zayıflatan paralel yapılar,
  • Halkın inancını istismar eden ekonomik ve siyasî güç odakları,
  • İsyanlarda ve kışkırtmalarda rol alan tarikat örgütlenmeleri

olduğu görülür. Düzenleme, ibadeti yasaklamamış; namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin önüne bir engel koymamıştır. Kapatılan, belirli kurum ve yapılar; hedef alınan, dinin bizzat kendisi değil, din adı altında yürütülen denetimsiz otoritedir.

7. Toplam resim: Slogan ile belge arasındaki uçurum

Tüm bu başlıklar birlikte değerlendirildiğinde:

  • Atatürk’ün İslam’a ve dine dair olumlu nitelemeleri,
  • Devletin dininin İslam olduğu hükmünün yıllarca yürürlükte kalması,
  • Diyanet İşleri Reisliği gibi kurumların kurulması,
  • Kur’an tefsiri ve meali projelerine verilen resmî destek,
  • Laikliğin inanç özgürlüğü ve modern devlet çerçevesinde temellendirilmesi

Atatürk’ün “İslam’ı yıkmak isteyen din düşmanı” olduğu iddiasıyla bağdaşmamaktadır. İddia, çok daha karmaşık bir modernleşme ve devlet inşa sürecini, tek cümlelik bir nefret söylemine indirger.

Elbette Atatürk’ün din anlayışı ve uygulamaları eleştirilebilir; fakat bunu yapmak için, slogandan çok kronolojiye, resmî belgelere ve konuşmalara bakmak gerekir. Bu yapıldığında, karşımıza çıkan tablo, iddianın çizdiği karikatürden çok daha farklıdır.

8. Atatürk’ün İslam dini hakkındaki sözleri (seçilmiş örnekler)

İddianın tersine, Atatürk’ün hem İslam’a hem de dine dair açıkça olumlu birçok ifadesi vardır. Aşağıda, özellikle İslam’ı öven ve inancı küçümsemek yerine hurafeden ayıran bazı sözlerini, kısaca bağlamıyla birlikte özetliyoruz.

  • Balıkesir, Zağnos Paşa Camii hutbesi (7 Şubat 1923): Konuşmasına “Ey millet! Allah birdir. Şanı büyüktür...” diyerek başlar ve Peygamber’i, “Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiş” olarak anar. Aynı hutbede “dinimizin son ve en mükemmel din” olduğunu vurgular; İslam’ı hem son hem de mükemmel din olarak nitelendirir.
  • İzmir konuşması (31 Ocak 1923 civarı, çeşitli derlemelerde): “Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir; ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.” devamında, bir dinin tabiî sayılabilmesi için akla, ilme ve mantığa uygun olması gerektiğini belirtir ve İslam’ın bunlara uyduğunu söyler. Yani İslam’ı, akıl ve bilime aykırı değil, onlarla uyumlu bir din olarak tarif eder.
  • “Din lüzumlu bir kurumdur...” (1930’lar, Kılıç Ali’nin aktardığı söz): Atatürk burada, “Din lüzumlu bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” der ve asıl hedefin, softaların “din simsarlığı” olduğunu anlatır. Yani dini toplum için vazgeçilmez görmekte, sorun olarak dini değil, dinden geçinenleri işaret etmektedir.
  • “Din bir vicdan meselesidir...” (dönemin basın röportajlarında aktarılan söz): “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.” diyerek din hürriyetini bir vicdan özgürlüğü olarak tanımlar; devamında, dine saygı gösterdiklerini, fakat din işlerini devlet işleriyle karıştırmamaya çalıştıklarını söyler. Burada da hedef alınan, inancın kendisi değil, dinin siyaset aracı haline gelmesidir.
  • “Türk milleti daha dindar olmalıdır...” (çeşitli kaynaklarda aktarılan söz): “Türk milleti daha dindar olmalıdır; yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır.” diyerek, hem milletin dindarlığının artması gerektiğini, hem de bu dindarlığın sade ve samimi olması gerektiğini vurgular. Aynı pasajda, İslam’da akla ve ilerlemeye aykırı bir şey bulunmadığını, asıl problemin bâtıl inançlar ve karışık hurafeler olduğunu anlatır.
  • Camiler ve din–dünya işleri (Balıkesir hutbesi): Aynı hutbede “Camiler, ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması gerektiğini düşünmek, görüş ve düşünceleri paylaşmak için yapılmıştır.” diyerek camiyi sadece ritüel mekânı değil, toplumsal meselelerin konuşulduğu bir şura alanı olarak tarif eder. Bu yaklaşım, İslam’ı sosyal hayatla iç içe, canlı bir inanç sistemi olarak gördüğünü gösterir.

Bu örnekler, Atatürk’ün İslam’ı toptan reddeden bir dil değil; aksine, onu akıl, ilim ve samimiyetle buluşturmaya çalışan bir dille andığını göstermektedir. Din karşıtı sözler diye dolaşan cümleler, ancak bu bütünün içinden koparıldığında “İslam düşmanlığı” gibi görünebilir.

Kaynakça ve Belgeler

Bu metin, hem birincil (dönemin resmî belgeleri, konuşmalar) hem de ikincil (araştırma eserleri) kaynaklara dayanılarak hazırlanmıştır. İlgili başlık için başvurulabilecek temel metinlerden bir seçki:

  • Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I–II, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü yay., çeşitli baskılar.
  • Balıkesir Zağnos Paşa Camii hutbesi (1923): Atatürk’ün din, cami ve vaaz üzerine değerlendirmelerini içeren konuşma.
  • 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve 1928 değişiklikleri: 2. maddede yer alan “Devletin dini İslam’dır” hükmü ve kaldırılış süreci.
  • 429 sayılı Kanun (3 Mart 1924): Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması ve Diyanet İşleri Reisliği’nin kurulmasına dair kanun.
  • Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Diyanet İşleri Reisliği neşriyatı ve sonraki baskılar.
  • Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu; Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi: erken Cumhuriyet ve laiklik politikalarını ele alan araştırma eserleri.
  • Ali Sarıkoyuncu, “Atatürk ve Din”, Atatürk Araştırma Merkezi yayınları ve ilgili makaleler.