İddia

Bazı yazarlar ve sosyal medya hesapları, Atatürk’ün:

  • “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” sözünü Kur’an’a hakaret,
  • “Muhammed’in kurduğu din” gibi ifadeleri İslam’ı küçümseme,
  • “(İkra, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar” cümlesini doğrudan ayete hakaret,
  • “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözünü dine savaş ilanı,
  • “Bizi yanlış yola sevk eden habisler, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir” ifadesini bütün din adamlarına hakaret,
  • “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır”
  • “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum” sözünü açık ateizm ilanı,
  • “Türk yalnız doğayı kutsal sayar” ifadesini “Türk’ün dini yoktur” iddiası,
  • “Arapoğlunun yaveleri”

olarak yorumlayıp, buradan “Atatürk din düşmanıydı, İslam’ı yıkmak istiyordu” sonucunu çıkarmaya çalışırlar.

Kısa Cevap

Bu sözlerin önemli bir kısmı:

  • Ya bağlamından koparılarak kullanılmıştır,
  • Ya yalnızca başka kişilerin aktardığı hatıralarda geçmektedir,
  • Ya da hiç birincil kaynaklara girmemiş, yalnızca iddia olarak dolaşan cümlelere dayanmaktadır.

Atatürk’ün konuşmalarına, yazdıklarına ve icraatlarına bütünüyle bakıldığında:

  • İslam’ın akla ve bilime uygun bir din olduğu,
  • Dinin devlet ve siyaset işlerinden ayrılması gerektiği,
  • Din istismarına karşı sert bir mücadele yürüttüğü,
  • Türk milletinin manevî hayatında dinin yerini inkâr etmediği

açıkça görülür. Tek tek cümlelerden, üstelik kimi zaman ikinci el anlatımlardan “Atatürk İslam düşmanıydı” sonucu çıkarmak; tarihçilik açısından zayıf, seçmeci bir okumadır.

Ayrıntılı İnceleme: Sık Çarpıtılan Sözler

Bu bölümde tartışma konusu yapılan başlıca ifadeleri tek tek ele alıyoruz:

  • “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları…”
  • “Muhammed’in kurduğu dinin gayesi…” ve “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.”
  • “Kur’an’ın tercümesi” ve “din ricâli karınlarını doyurur” vurgusu
  • “(İkra, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar…”
  • “Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir.”
  • “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.”
  • “Bizi yanlış yola sevk eden habisler, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.”
  • “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.”
  • “Benim bir dinim yok…” (Grace Ellison röportajı)
  • “Türk yalnız doğayı kutsal sayar.”
  • “Arapoğlunun yaveleri.” (Karabekir üzerinden aktarılan iddia)

1. “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları”

Bu ifade, 1 Kasım 1937 tarihli TBMM açış konuşmasının sonunda, devlet idaresinde esas alınan CHP programı anlatılırken geçer. Atatürk, partinin prensiplerini “hayatın içinden alınmış, değişebilir esaslar” olarak tanımlar ve bunların gökten indiği sanılan kitapların dogmaları gibi değişmez olmadığını vurgular.

Hedef alınan şey:

  • Parti programını bir din kitabı gibi dokunulmaz görmek isteyen anlayıştır,
  • Devlet yönetiminde değişmez dogmalar yerine, hayatın şartlarına göre değişebilen insan yapısı kuralların esas alınmasıdır.

Yani burada Kur’an’a veya herhangi bir kutsal kitaba hakaret değil, parti programını dinle karıştırma fikri reddedilmektedir. Cümle, CHP programının “kitap gibi kutsal” sayılmasına itirazdır.

2. “Muhammed’in kurduğu dinin gayesi…” ve “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.”

Bu ifadeler, Medeni Bilgiler kitabında, milliyetçilik ve ümmetçilik tartışılırken geçer. Metinde, Türklerin İslam’ı kabul etmelerinden sonra Arap, Acem, Mısırlı vb. topluluklarla “tek millet” hâline gelmediği; tam tersine ümmet fikri altında Türk millî bağlarının zayıfladığı anlatılır.

Atatürk burada:

  • İslam’ın inanç boyutundan çok, tarih içinde oluşmuş ümmet siyaseti ve Arap milliyetçiliği yorumlarını hedef alır,
  • “Muhammed’in kurduğu dinin gayesi” ifadesiyle, ümmet doktrininin Arap üstünlüğü fikriyle birleşmesini tartışır,
  • Türk milletinin tarih boyunca kendi kimliğini kaybetmeden medeniyet ürettiğini vurgular.

Bu metni, “Atatürk İslam’dan, Hz. Muhammed’den nefret ediyor” şeklinde okumak; milliyetçilik–ümmetçilik tartışmasını görmezden gelen, kasıtlı bir daraltmadır. Aynı kitapta ve diğer konuşmalarında İslam’ın çalışmayı, ilmi ve ilerlemeyi emreden bir din olduğuna dair ifadeleri de vardır; bunlar genelde görmezden gelinir.

3. “Kur’an’ın tercümesi” ve din ricâli vurgusu

Sıkça alıntılanan bir cümlede Atatürk, Kur’an’ın Türkçeye tercümesini ve Hz. Muhammed’in hayatına dair bir eserin çevrilmesini emrettiğini; halkın din adamlarının maksatlarını görmesi için bunun gerekli olduğunu söyler.

Burada hedef:

  • Halkın kutsal kitabını anlamadan, sadece Arapça ses olarak tekrar etmesidir,
  • Dini, kendi menfaatleri için kullanan, “din ricâli” diye anılan kesimdir,
  • İnancın halktan saklanan yönleri değil; tam tersine, halkın doğrudan kaynakla yüzleşmesidir.

Yani bu sözler, İslam’ı yıkma çabası değil; İslam’ın metni ile din tüccarlığı arasına mesafe koyma çabasıdır.

4. “(İkra, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar…”

1931 tarihli bir mektupta geçen bu ifade, Arapların tarih boyunca Türk dünyası üzerindeki etkisi tartışılırken kullanılır. “İkra, Bismi, Rabbi” ifadesi, Arap dünyasındaki belirli bir zihniyete ve tarih yorumuna atıftır.

Yorumlayıcılar arasında:

  • Bunun, spesifik tarih kitaplarını ve anlatıları hedef aldığı,
  • Arapların bu ilkeyi siyasi yayılma ve tahrifat için kullanmasını eleştirdiği,
  • İslam’ın kendisinden ziyade, belirli bir tarih–siyaset yorumuna karşı çıktığı

yönünde değerlendirmeler vardır. Tek cümle üzerinden “ayet safsata dendi” iddiası, bağlamı aşırı zorlayan bir okumadır.

5. “Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir.”

Bu söz, Cumhuriyet devrimleri sırasında, tarikat ve şeriat söylemiyle siyaset yapmaya çalışan odaklara karşı söylenmiştir. “Oyun” denilen şey, sahici inanç değil; dini siyasete alet eden iktidar mücadeleleridir.

Atatürk, ibadet hürriyetini savunan; ama dinin parti propagandası, isyan çağrısı ve istismar aracı yapılmasına karşı olan bir laiklik anlayışına sahiptir. Bu cümle, İslam’a değil, “din ve şeriat oyunları”na yöneliktir.

6. “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.”

1925 Kastamonu konuşmasında geçen bu cümle, tekke ve zaviyelerin kapatılması sürecinin ruhunu anlatır. Hemen ardından gelen “En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” sözü, aslında neye karşı çıkıldığını netleştirir:

  • Devletin ve hukukun üstüne çıkan kapalı tarikat hiyerarşileri,
  • Şeyh–mürid ilişkisi üzerinden kurulan siyasi ve ekonomik güç odakları,
  • Vatandaşlık eşitliğini bozan “mensubiyet” sistemi.

Yani burada hedef, Müslüman halk değil; Cumhuriyet’e rakip paralel otoriteler ve imtiyazlı tarikat yapılandır.

7. “Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.”

Adana konuşmasında geçen bu söz, tarihteki fitne ve ihanetleri anlatırken kullanılır. Aynı metinlerde, “Bizim dinimiz en tabiî ve makul dindir” gibi İslam’ı öven ifadeler de yer alır.

Buradaki hedef:

  • Din üzerinden halkı aldatan çıkar grupları,
  • İsyan ve bölücülük hareketlerine “şeriat” kılıfı uyduran çevreler,
  • Din tüccarlığıdır.

Bu nedenle cümleyi “bütün din adamlarına hakaret” şeklinde yorumlamak, konuşmanın geri kalanını yok saymaktır.

8. “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.”

1933 Cumhuriyet Bayramı konuşmasında Atatürk, “manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş kural bırakmadığını; manevi mirasının ilim ve akıl olduğunu” söyler. Bu söz, bazen “ayet ve dini bütünüyle reddediş” diye sunulur.

Oysa burada:

  • Kendisinden sonra gelecek nesillere yeni bir din, tarikat veya ideoloji vasiyet etmeyeceğini anlatır,
  • Kendisini “peygamber” veya “mürşid” gibi konumlandırmayı reddeder,
  • Siyasi ve fikrî mirasının temel ekseninin, değişmez formüller değil, akıl ve bilim olması gerektiğini vurgular.

Yani bu söz, peygamberlik iddiasında bulunan bir liderden değil; tam tersine, “beni dogmalaştırmayın” diyen bir devlet adamından gelir.

9. “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.”

Bu cümle, 1920’lerin sonunda yazılmış bir İngilizce kitapta (Grace Ellison’ın Turkey Today isimli eseri) Atatürk’e atfedilen bir röportajdan alınmıştır. Aynı kaynakta dinler, hükümetlerin dini kullanması ve hurafeler hakkında uzun bir pasaj vardır.

Ancak Atatürk’ün kendi not defterlerinde, bir İngiliz muhabirin söylemediklerini yazdığından ve söylediklerini çarpıttığından şikâyet ettiği satırlar bulunur. Bu nedenle:

  • Bu cümlenin Atatürk’ün kendi kaleminden veya resmî zabıtlardan çıkmış sağlam bir kanıtı yoktur,
  • Ortada, gazeteci anlatımı ile Atatürk’ün itirazı arasında bir çelişki vardır,
  • Cümle, en iyi ihtimalle tartışmalı ve ikinci el bir aktarım olarak görülebilir.

Buna rağmen, sosyal medyada en çok dolaşan “Atatürk din düşmanıydı” “kanıtı” hâline getirilmiştir.

10. “Çobanlar… Türk yalnız doğayı kutsal sayar.”

Bu ifade, eski Türklerin dünya görüşü anlatılırken kullanılan, din sosyolojisi ve tarih yorumu içeren bir cümledir. Burada anlatılan:

  • Doğa şartlarına bağlı yaşayan topluluklarda, güneş–bulut–yıldız gibi unsurların kutsallaştırılması,
  • Türklerin İslam’dan önceki inanç dünyalarına dair bir tasvirdir.

Yani bu cümleyi, “Türk’ün dini tabiatçılıktır, İslam yoktur” şeklinde günümüze dönük bir hüküm gibi okumak yanlıştır; tarihsel bir tahlildir, bugüne dair bir fetva değil.

11. “Arapoğlunun yaveleri” ifadesi

“Arapoğlunun yaveleri” (veya “yaveleri”) ifadesi, çoğu zaman Atatürk’ün Kur’an’a hakaret ettiği iddiasının merkezine yerleştirilir. Genellikle, Kazım Karabekir’in notlarına veya hatıralarına atıf yapılarak, “Atatürk Kur’an’ı böyle nitelendirdi” denir.

Burada dikkat edilmesi gerekenler:

  • Bu ifade, Atatürk’ün kendi kaleminden çıkan resmî konuşma, mektup veya zabıtlarda yer almaz,
  • Dayanak, Karabekir’in yıllar sonra yayımlanan anlatıları ve bunların modern yorumlarıdır,
  • Kimine göre Atatürk’ün hurafeleri ve Arap kültürel eklentilerini kastettiği, kimine göre ise ifadeyi bizzat Karabekir’in sertleştirdiği ileri sürülür.

Yani “Arapoğlunun yaveleri” dendiğinde:

  • Bu sözün, Atatürk’ün kendi eserlerinde yer alan kesin, tartışmasız bir ifade olmadığı,
  • En azından ikinci el ve yorum yüklü bir aktarım olduğu,
  • Bu yüzden Atatürk’ün İslam’a bakışını ispatlayan “tek başına delil” sayılamayacağı

mutlaka belirtilmelidir. Bilimsel titizlik açısından, Karabekir’in notları ile Atatürk’ün resmî metinleri aynı kefeye konamaz.

12. Genel Değerlendirme: Cümle avıyla karakter tahlili yapılamaz

Atatürk gibi bir figürü anlamaya çalışırken, birkaç sert ifadeyi seçip “işte gerçek yüzü” demek, hem tarih hem de ahlak açısından sorunludur. Sağlıklı bir okuma için:

  • Metinlerin tam hâline bakmak,
  • Sözlerin söylendiği tarihî ve siyasî bağlamı görmek,
  • Aynı dönem içinde söylenen diğer cümleleri ve yapılan icraatları da hesaba katmak

gerekir. Bunu yaptığımızda karşımıza çıkan tablo:

  • Dini devlet işlerinden ayıran; ama din hürriyetini savunan,
  • İslam’ı hurafeden ve istismardan arındırmak isteyen,
  • Dogma yerine akıl ve bilimi rehber göstermeye çalışan

bir lider tablosudur. Sosyal medyada dolaşan parçalı alıntılar ise, bu tablonun üzerine sonradan yapıştırılmış, çoğu zaman bağlamı kopuk etiketlerdir.

Kaynakça ve Belgeler

Bu sayfada geçen sözler ve değerlendirmeler hazırlanırken, hem birincil metinler, hem de bu metinleri derleyen ve tartışan çalışmalardan yararlanılmıştır. Başlıca başvurulan metin ve derlemeler:

  • TBMM Tutanakları, özellikle 1 Kasım 1937 açış konuşması (CHP programı ve “gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” ifadesi).
  • Medeni Bilgiler ve notları: Milliyetçilik, ümmetçilik ve din bölümleri.
  • Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, ilgili ciltler (Adana konuşması, Kastamonu konuşması, din ve laiklik üzerine bölümler).
  • Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, din ve siyaset ilişkisine dair belgeler.
  • Grace Ellison, Turkey Today (1928) ve bu kitapta yer alan röportajın Atatürk tarafından eleştirildiğini gösteren not defteri kayıtları.
  • 1931 tarihli Türk Tarih Kurumu mektubu üzerine yapılan yayın ve tartışmalar (sansürlü/sansürsüz metin karşılaştırmaları).
  • Kazım Karabekir’in hatıraları ve bu hatıraları tartışan modern çalışmalar (özellikle “Arapoğlunun yaveleri” iddiası bağlamında).
  • Atatürk’ün din ve laiklik anlayışını inceleyen akademik makaleler ve monografiler.