İddia

Sosyal medyada ve bazı konuşmalarda Lozan için şu çerçeve çizilir:

  • Lozan bir “hezimet antlaşmasıdır”; Atatürk ve heyeti, kazandığı savaşı masada kaybetmiş, Misak-ı Milli’yi çöpe atmıştır.
  • Batum, Batı Trakya, Musul–Kerkük, Halep, Lazkiye, adalar ve Kıbrıs gibi yerler “masada peşkeş çekilmiş”; ülke toprakları bilerek daraltılmıştır.
  • Sevr zaten yürürlüğe girmemiş bir teklif olduğu için, Lozan’ı Sevr’le kıyaslayıp “zafer” demek mantıksızdır; asıl başarı sağlanabilecek en geniş sınırları almak olması gerekirdi.
  • Lozan’ın gizli maddeleri olduğu, bu maddelerle Türkiye’nin petrol ve madenlerini kullanmasının yasaklandığı, antlaşmanın da “100 yıl süreli” olduğu, 2023’te biteceği ve o zaman “gerçek bağımsızlık” kazanılacağı iddia edilir.
  • Buradan hareketle, “Atatürk ülkeyi masada sattı, asıl felaket Lozan’dır” anlatısı kurulmaya çalışılır.

Böylece Lozan, askeri zaferin diplomatik “ihanete” dönüştüğü bir kırılma noktası gibi sunulur.

Kısa Cevap

Lozan’ı metni, müzakerelerin geçtiği şartları ve daha önceki antlaşmaları birlikte düşündüğümüzde tablo kabaca şöyledir:

  • Lozan, Türkiye’nin bağımsızlığının ve bugünkü sınırlarının uluslararası tanınmasını sağlayan, Osmanlı’ya dayatılan Sevr düzenini fiilen çöpe atan bir barış antlaşmasıdır.
  • Antlaşma ile kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı Devleti’ni yüzyıllarca yarı-sömürge hâline getiren adlî ve ekonomik ayrıcalıklar sona ermiştir.
  • İstanbul ve Doğu Trakya üzerindeki işgal rejimi kalkmış, Boğazlar ve sınırlar hukuken güvence altına alınmıştır (Boğazlar’daki bazı sınırlamalar 1936 Montreux Sözleşmesi ile Türkiye lehine düzeltilmiştir).
  • Musul, Batı Trakya, 12 Ada, Kıbrıs gibi başlıklar Lozan’da Türkiye’nin arzu ettiği şekilde çözülememiştir; ama bu bölgelerin önemli bir kısmı zaten savaşlardan önce fiilen kaybedilmiş, işgal altına girmiş ya da büyük güçlerin denetimine geçmiştir. Lozan, çoğu yerde “elden çıkarma” değil, fiili durumu kayıt altına alma işlevi görmüştür.
  • Lozan metninde süre sınırlaması, “100 yıl sonra bitecek” ifadesi veya doğal kaynakları yasaklayan gizli madde yoktur. Bu, sonradan uydurulmuş ve defalarca çürütülmüş bir şehir efsanesidir.
  • Antlaşma, kusursuz bir zafer değildir; ağır tavizlerin de bulunduğu, zor şartlarda elde edilmiş bir denge barışıdır. Ancak “ülkenin masada satıldığı”nı söylemek, hem metni hem de dönemin güç dengesini yok sayan slogandır.

Dolayısıyla Lozan’ı tartışmak elbette meşrudur; ama bunu “100 yıl sonra patlayacak gizli maddeler” veya “Atatürk ülkeyi sattı” gibi ispatlanmamış iddialar üzerinden değil, somut hükümler ve güç dengeleri üzerinden yapmak gerekir.

Ayrıntılı İnceleme

1. Lozan’a hangi masadan gidildi?

Lozan’a gidilirken tablo şuydu: Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Sevr Antlaşması ile parçalanmış, ordusu terhis edilmiş, İstanbul ve önemli bölgeleri işgal edilmişti. Ankara Hükümeti’nin askeri zaferi, bu işgal düzenini fiilen boşa çıkardı; fakat müttefiklerin büyük donanma ve ekonomik gücü hâlâ masadaydı.

Lozan Barış Konferansı’nda Türk heyeti sadece Yunanistan’la değil, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya gibi I. Dünya Savaşı’nın galipleriyle aynı anda pazarlık yaptı. Gündem sadece Türk–Yunan sınırı değil; Osmanlı borçları, Boğazlar, kapitülasyonlar, Musul, azınlıklar, tazminatlar gibi imparatorluğun tüm mirasıydı.

TBMM, heyete gönderdiği talimatta “tam bağımsızlık, kapitülasyon yok, toprak bütünlüğü, azınlıklara ayrıcalıklı statü yok” gibi kırmızı çizgiler belirledi. Heyet, bu çizgilere mümkün olduğunca sadık kalarak masada manevra alanı aradı.

2. Masada neler kazanıldı?

Lozan’ın Türkiye lehine en kritik başlıkları özetle şunlardır:

  • Bağımsızlığın tanınması: Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi egemenliği ve toprak bütünlüğü, büyük güçlerce resmen tanındı. Sevr’in öngördüğü manda, himaye ve parçalanma projeleri sona erdi.
  • Sınırlar: Doğu Trakya Türkiye’de kaldı; Karaağaç ve çevresi, savaş tazminatı yerine Türkiye’ye verildi. Güneyde Türkiye–Suriye sınırı Ankara Antlaşması esas alınarak çizildi; İran ve Kafkasya sınırları da netleştirildi.
  • Kapitülasyonların kaldırılması: Osmanlı’yı ekonomik ve adlî bakımdan yabancı devletlere bağımlı kılan kapitülasyonlar tamamen kaldırıldı. Türkiye kendi gümrük tarifesini ve yargı yetkisini kurma hakkını kazandı.
  • Borçlar: Osmanlı’dan kalan borçlar, imparatorluktan doğan yeni devletler arasında paylaştırıldı; Türkiye, tek başına devasa borç yükünün altına sokulmadı.
  • Boğazlar: Boğazlardan geçiş rejimi, Türkiye’nin başkanı olduğu uluslararası bir komisyon gözetimine bırakıldı; Boğazlar askerden arındırıldı. Bu rejim ileride Montreux (1936) ile tamamen Türkiye lehine değiştirilecekti.
  • Azınlıklar: Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklar, “azınlık devleti” kurulması yerine Türkiye vatandaşı sayıldı; hukuken Türklerle eşit haklara sahip oldukları prensibi kabul edildi.

Yani Lozan, “sıfırdan bir devlet kurma” değil; dağılan imparatorluğun küllerinden çıkan yeni devletin bağımsızlığını tescil antlaşmasıdır.

3. Musul, Batı Trakya, adalar: Masada mı kaybedildi?

Eleştirilerin önemli bir kısmı, “Misak-ı Milli’de olan yerlerin neden alınmadığı” üzerinden yürütülür. Başlıca başlıklar şunlardır:

Musul

Musul, Mondros Mütarekesi imzalanmadan hemen sonra İngilizler tarafından işgal edilmiş, Türk ordusu bölgeden çekilmek zorunda kalmıştı. Lozan’a gidildiğinde Musul fiilen İngiliz kontrolündeydi ve bölgede önemli bir Kürt ve Arap nüfus bulunuyordu.

Konferansta Musul meselesi çözülemeyince, sorun Milletler Cemiyeti’ne bırakıldı; 1926 Ankara Antlaşması ile Musul, İngiltere mandasındaki Irak’a bırakıldı, Türkiye ise bazı mali/ekonomik imkânlar ve sınır güvenliği düzenlemeleri aldı. Bu, kuşkusuz Türkiye açısından kayıptır; ancak askeri ve diplomatik güç dengesini dikkate almadan “satış” diye açıklanamaz.

Batı Trakya

Batı Trakya, Lozan’dan önce I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki antlaşmalarla Yunan ve Bulgar nüfuz alanına girmişti. Lozan’da yapılan esas tartışma, burada yaşayan Türk/Müslüman nüfusun hakları ve statüsü üzerindeydi. Sonuçta bölge Türkiye’ye katılmadı; ama burada yaşayan Müslüman azınlığın hakları antlaşma metnine bağlandı.

Ege Adaları ve 12 Ada

Ege adalarının önemli bir kısmı, Balkan Savaşları ve onu izleyen antlaşmalar sırasında fiilen kaybedilmişti. 12 Ada 1912’de Uşi Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmış, diğer birçok ada Yunan işgaline uğramıştı. Lozan’da Türkiye’nin elinde fiilen bulunmayan bu adaları geri alacak ne deniz gücü ne de uluslararası destek vardı; antlaşma mevcut durumu büyük ölçüde tescil etti.

Bu tablo, adalar konusunun Türkiye açısından sancısız olduğu anlamına gelmez; fakat “Lozan’da hepsi masada hediye edildi” söylemi, daha önceki savaş ve antlaşmaları görmezden gelir.

4. Gizli maddeler ve “2023’te bitecek” efsanesi

Lozan’la ilgili en popüler iddia, antlaşmanın gizli maddeleri olduğu ve süresinin 100 yıl ile sınırlandığıdır. Buna göre Türkiye, 2023’e kadar petrol ve madenlerini tam kullanamayacak, Boğazlardan vergi alamayacak, 100 yıl dolunca da “gerçek Lozan açıklanacaktır.”

Oysa:

  • Lozan Barış Antlaşması’nın metninde ve eklerinde, antlaşmanın belli bir süre sonra sona ereceğine dair hiçbir hüküm yoktur.
  • Tam metin, TBMM zabıtları ve Resmî Gazete dâhil birçok yerde yayımlanmıştır; “gizli maddeler” diye bilinen herhangi bir resmî belge yoktur.
  • Teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfurus gibi doğrulama platformları; iktisatçı Mahfi Eğilmez gibi isimler ve çok sayıda tarihçi, bu efsaneyi ayrıntılı olarak inceleyip metinde böyle maddeler bulunmadığını defalarca göstermiştir.
  • Türkiye, bor, petrol, doğalgaz gibi kaynaklarını uzun yıllardır arayıp işletmektedir; bunun Lozan’la yasaklanmış olduğu iddiası pratikte de mantık dışıdır.

Kısacası “2023’te bitecek, o zaman zengin olacağız” söylemi, Lozan metniyle uyuşmayan bir şehir efsanesidir.

5. “Atatürk ülkeyi masada sattı” söylemi nereden besleniyor?

Lozan’ı hezimet olarak gören söylemler, genellikle iki uçtan beslenir:

  • Bir kısım İslamcı çevre, Lozan’ı “hilafetin kaldırılması, İslâm dünyasından kopuş ve Batı’ya teslim oluş” olarak kodlayıp antlaşmayı bir tür “laik kuruluş belgesi” gibi şeytanlaştırır.
  • Bir kısım aşırı milliyetçi çevre ise Misak-ı Milli haritasını duvara asıp, o haritadaki her bölgenin alınamamasını “ihanet” olarak yorumlar; dönemin askeri ve diplomatik gücüyle gerçekçiliği pek hesaba katmaz.

Sağlıklı yaklaşım; Lozan’ı ne “dokunulmaz kutsal metin” ne de “ihanet belgesi” ilan etmektir. Antlaşma; kazanılanları, kaybedilenleri ve ertelenen sorunlarıyla birlikte, somut hükümler üzerinden tartışılmalıdır.

6. Sonuç: Zafer değilse bile hezimet de değil

Özetle:

  • Lozan, 1918’de tamamen çökmüş, Sevr’le parçalanmış bir imparatorluktan; bağımsız, egemen bir ulus-devlet çıkaran antlaşmadır.
  • Bu süreçte Musul, Batı Trakya, adalar gibi başlıklarda Türkiye’nin aleyhine sonuçlar da vardır; bunlar tarihsel gerçeklerdir ve tartışılmalıdır.
  • Buna karşılık kapitülasyonların kaldırılması, borçların paylaşılması, işgalin sona ermesi ve sınırların tanınması gibi kazanımlar da göz ardı edilemez.
  • Dolayısıyla Lozan’ı tek kelimeyle “zafer” ya da “hezimet” diye damgalamak, tarihin karmaşıklığını slogana kurban etmektir. “Atatürk ülkeyi masada sattı” demek ise, hem antlaşma hükümlerini hem de o günkü güç dengesini bilerek ya da bilmeyerek çarpıtmaktır.

Bu sayfanın amacı, Lozan’ı kutsamak değil; belgeye ve güç dengelerine bakarak, “hezimet mi, satış mı?” tartışmasını ayakları daha yere basan bir zemine çekmektir.

Kaynakça ve Önerilen Okumalar

Bu metin hazırlanırken Lozan Antlaşması ve etrafındaki tartışmalar hakkında hem akademik hem popüler metinlerden yararlanılmıştır. Öne çıkan bazı kaynaklar:

  • “Lozan Antlaşması” maddesi (Türkçe Vikipedi): Antlaşmanın genel çerçevesi, Musul, kapitülasyonlar, borçlar ve Boğazlar başlıkları.
  • Mehmet Karasakal, “Bütün Yönleriyle Lozan Barış Antlaşması”: Lozan’daki müzakerelerin başlıca tartışma konuları ve sonuçları.
  • ATAM Dergisi, “Musul Sorunu ve Lozan” ve Atatürk Ansiklopedisi, “Musul Meselesi”: Musul’un işgali, Lozan’daki görüşmeler ve 1926 Ankara Antlaşması süreci.
  • “Sevr ve Lozan Antlaşması Mukayesesi” gibi karşılaştırmalı yazılar: sınırlar, kapitülasyonlar, Boğazlar, borçlar ve azınlıklar bakımından Sevr–Lozan farkları.
  • Teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfurus ve Mahfi Eğilmez’in ilgili yazıları: Lozan’ın gizli maddeleri, 100 yıl sonra biteceği ve maden/petrol yasağı gibi şehir efsanelerinin incelenmesi.
  • Taha Akyol ve çeşitli tarihçilerin Lozan değerlendirmeleri (röportaj ve makaleler): “zafer mi hezimet mi” tartışmasının siyasal yönleri.
  • Türk Tarih Kurumu ve Atatürkçü Düşünce Derneği yayınları: Lozan direktifleri, İsmet Paşa’nın raporları ve konferans tutanaklarına dayalı değerlendirmeler.